Etiketle Ara

Sürgün adasında memleket havası

June 11, 2018

Misafir Gezgin Bilge, Yunanistan'ın İkeria adasındaki deneyimini anlatıyor ve “Sta Perix’e gidin mutlaka, hem yemekleri çok iyidir, hem de sahibi Türkleri çok sever” diyor. 

 

Gece yarısına doğru feribottan indiğimiz İkeria’da araba kiraladığımız yerin sahibi olan kadın haritanın üzerinde tavsiye ettiği lokantanın yerini işaretlerken “benden de selam söyleyin” demeyi ihmal etmedi.

İkeri’yı keşfetmeye ertesi gün erkenden, adanın güney kıyılarından başladık. Daracık, virajlı yollardan dolana dolana ilerlerken beğendiğimiz koylarda indik, denize girdik. Günün finalini de ulaşımı karadan da denizden de biraz zahmetli olan Seyşeller denilen koyda yaptık. Dev bir mağara oyuğu gibi duran çok büyük bir kayanın önündeki bembeyaz minik taşlarla kaplı sahilde güneşlenip, turkuazın en güzel tonlarındaki pırıl pırıl denize girdikten sonra yorgun ama aç kurtlar gibi Akamatra köyündeki Sta Perix’in yolunu tuttuk.

Adanın kuzeyine doğru ormanlık alanda ilerlerken çardaklar altında tahta masalı büyük bir bahçe çıktı karşımıza. Sta Perix’e ulaşmıştık. Akşam yemeği için vakit erken olmasına rağmen, lokantada çok az boş masa vardı. Masamıza yerleşip, bir taraftan elimizdeki menülere bir taraftan da diğer masalarda neler yeniyor diye etrafa bakınırken yaşlıca, güler yüzlü bir adam bize doğru geldi.

Göbekli, tıknaz tipli, tepesi tamamen açılmış sadece iki yanlarında bembeyaz saçları olan, beyaz pos bıyıklı, yuvarlak yüzlü bir adamdı. “Hoş geldiniz, ben Stelyo. Nasılsınız?” diyerek elini uzattı. Lacivert tişört ve şortuyla, boynuna astığı yakın okuma gözlüğüyle lokantacıdan çok gazete okumasına ara vermiş eski Türk filmlerindeki tonton yanaklı, merhametli bakışlı amcalar gibi görünüyordu. Çok içten, sıcak bir hoş geldiniz ile karşılanmak hepimizi mutlu etmişti.

Stelyo o andan sonra nerdeyse bütün geceyi, bizim de davetimiz üzerine, masamızda geçirdi. Gece boyunca masamıza siparişlerimizin dışında Stelyo’nun da bonkör ikramları ile sürekli yiyecek içecek bir şeyler geldi, gitti. Sohbetimiz öyle koyu ve içten oldu ki, ne yediğimiz hiç aklımda yok… Sadece her birinin çok lezzetli olduğunu hatırlıyorum.

İlkokulu Kurtuluş’ta okumuş Stelyo. Babasının Beyoğlu Hazzopulo pasajında dikiş malzemeleri de satan bir düğmeci dükkânı varmış. Çıkan malum olaylar ve huzursuzlukların sonunda birçokları gibi, onlar da 1960’larda ailece Atina’ya göç etmişler. Babası uzun süre iş bulamamış. Dükkân sahibi bir adam olarak işsiz kalmak ağırına gitmiş, içine kapanmış. Bu sıkıntılı günlerde çok becerikli bir ev kadını olan annesinin dikiş bilmesi imdatlarına yetişmiş. Annesi terzilik yapmaya başlamış, biraz para kazanır olmuşlar. Neden sonra bir apartmanda görevli olarak iş bulmuş babası. “Sonrasında daha rahattık “diyor Stelyo ve yüzünde hep mahsun bir gülümseme ile anlatıyor da anlatıyor.

“İyi konuşamıyorum, unuttum “diyor ama akıcı ve güzel Türkçesini hepimiz zevkle dinliyoruz. Arada “muallim, hususiyet, namütenahi“ gibi bizim de neredeyse unuttuğumuz eski kelimeleri ondan duymak hoşumuza gidiyor. 

Liseyi bitirdikten sonra muhasebe okumuş, toptan gıda işi yapan bir firmada uzun seneler çalışmış. Geçen yıllar içinde iki kere Türkiye ye gelmiş. “Tabii ki değişmiş” dediği eski mahallesi Kurtuluş‘a gitmiş. Bir zamanlar yazları gittikleri Burgaz Ada’da arkadaşlarını görmüş.

Stelyo’nun karısı İkerialıymış. Emekli olunca Atina’dan gelip buraya yerleşmişler. Oğulları aşçılığa merak sarınca da bu restoranı açmışlar. Mutfaktan fırsat bulup masamıza gelen oğlu bandanalı, dövmeli modern hali, esprili konuşkanlığıyla çok sempatikti. Genç karısı ile birlikte çalışıyorlardı.

Stelyo bir ara, yan taraftaki evine gitti ve bize tanıştırmak üzere bir yaşlarındaki minik torununu aldı geldi. ”Torunu uyutunca eşim de yanımıza gelir” dedi ama biz artık geç olduğu için karısıyla tanışamadan lokantadan ayrıldık.

 

 

Sohbet ederken İkeria’yı anlattı bize Stelyo. “Burası 1940’larda Yunan iç savaşı sırasında sürgün adasıymış” dedi. Rejime karşı olan sol görüşlüler, genellikle de entelektüel ve sanatçılar,  o zaman için ulaşımı oldukça güç olan bu adaya sürgüne gönderiliyorlarmış.

Şehir yaşantısından sonra alışık olmadıkları hırçın doğa ile baş etmekte zorlanarak, kısa zamanda güçsüz düşüp hastalanan sürgünlerin buradaki şansları, ada halkının onları koruması ve kollaması olmuş.

Sürgündekilere yardım etmenin yasak olduğu, hatta ölümle cezalandırıldığı o günlerde adalılar onlar için dağlara, ormanlara yiyecek, giyecek ve ihtiyaçlarını giderecek malzemeler bırakıyormuş.

Adadaki bu dayanışma ruhu sık sık düzenlenen şenliklerle halen sürdürülüyormuş. İhtiyaç sahiplerine yardım etmek için panayır düzenleyip yiyecek, içecek, müzik eşliğinde bir araya geliyor, para toplayıp onlara veriyorlarmış.

“Mutluyum burada ” dedi Stelyo.

Eski sürgün adası İkeria’nın bir dağ köyünde, Kurtuluşlu Stelyo’nun biraz mecburi, biraz da gönüllü sürgünlüğünde hep birlikte memleket havası soluduk bir süreliğine…

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Aşkı hatırlatan en yakın ülke

November 26, 2019

1/10
Please reload

Son Paylaşımlar

February 12, 2017

Please reload

Öne Çıkanlar
Please reload

Takip Et
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Instagram Social Icon